Cevap Yaz
22 Şubat 2020, 16:49
Mehmet Akif
Yönetici

Kısa Gezi Yazısı Örnekleri



Gezi yazısı örnekleri 

TLOS ANTİK KENTİ

Burası Likya Federe Birliğinin altı büyük kentinden biri ve ayrıca birliğin spor merkezi. İçinde kazı işlemi tamamlanmamış bir de stadyum bulunuyor. Ayrıca Tlos, uçan kanatlı at Pegasus ile ünlenen mitolojik kahraman Bellerophontes’in yaşadığı kent olarak da bilinir. Likya bölgesindeki en eski kent olduğu ve kuruluşunun İ.Ö. 2000’lerden önceye dayandığı arkeoloji kazıları ile tespit edilmiştir. Kent akropolünün doğal kayası üzerinde oluşturulan mezarlığı, Likya’nın en güzel ev tipi mezarlarındandır. Buradaki gezimizi bitirdikten sonra Saklıkent Kanyonuna doğru yola koyuluyoruz…

SAKLIKENT KANYONU

Saklıkent tam bir doğa harikası. Yaz aylarında yerli ve yabancı turistlerin uğrak yerlerinden bir tanesi. Akdağ’ın eteklerinde kayalar arasında yer alan Saklıkent’in suyu, yaz aylarının sıcak dönemlerinde bile ayaklarınızı donduracak soğuklukta. Biz de araçtan iner inmez, suya kim girer, kim girmez bahislerini açmıştık zaten. Saklıkent kanyonu yüzyıllar boyu akan kar sularının açtığı ve yaklaşık 100 metre yüksekliğinde, 18 km uzunluğunda bir kanyondur. Adrenalin sevenler bu kanyonda zorlu bir tırmanış ve yürüyüş ile ilerleyebilirler. Ama strese girmeden kanyonun tadını çıkarmak istiyorsanız, hemen girişte, yaklaşık 150 metre uzunluğunda ve kayalara monte edilmiş köprülerden yürüyerek köprünün sonunda buz gibi sular ile kucaklaşabilirsiniz.

Biz giriş yaptığımızda havanın da biraz kapalı olmasından dolayı kanyon oldukça serindi, dolayısıyla suya kim girer, kim girmez iddiaları oldukça kızışmıştı. Fatih Bey’in hatırlatmalarını, kanyonun büyülü atmosferi sayesinde unutmuş ve terliklerimizle suya atmıştık kendimizi. Böylelikle Aylin ve Sevim iddiayı kaybettikleri için çayları ısmarlamak, biz de akıntıya kendini kaptırmış giden Alper’in terliğinin arkasından koşmak zorunda kalmıştık… o andan itibaren artık Alper bir çolaktı .

Saklıkent’ten ayrılmak çok zor oldu bizim için, ama rotamız başka bir cennet, “Kelebekler Vadisi” idi artık…

KELEBEKLER VADİSİ

Şoförümüz Ercan Bey aracını yıkamış bizi bekliyordu vadi girişinde, ve bu işlemi günde birkaç kez yapıyordu . Aracımıza bindik ve  Ölüdeniz sahiline doğru yola koyulduk. Sahilde bizi bekleyen teknemize binerek Kelebekler vadisine doğru, vur patlasın çal oynasın bir deniz yolculuğuna başladık.

Yaklaşık yarım saatlik bir deniz yolculuğu ile Belcekız Körfezinin doğu koylarından biri olan Kelebekler Vadisine ulaştık. Vadiye ulaşmak için en etkin yol deniz yolu. Ayrıca vadinin üstünde bulunan Faralya köyünden de buraya inmek mümkün ama, bunun için zorlu ve tehlikeli bir iniş söz konusu, kendine güvenenler bu yolu deneyebilirler.

Kelebekler Vadisi 250 metre uzunluğunda bir sahile sahip. Vadide derinlere doğru yürüyüş yapmak isterseniz ileride bir şelale ile karşılaşacaksınız. Bu şelalenin suyu Babadağ eteklerinden doğan Sarp Deresinden gelir. Kış aylarında yağmur suları ile birlikte derenin suyu artarak dar vadiyi geçip sahili yararak denize akar.

Vadide kamp yapmak oldukça keyifli. Vadi işletmesinde tüm ihtiyaçlarınızı karşılayabileceğiniz bir cafe mümkün. Ayrıca ister çadır kurabilir ister bungalow evlerde kalabilirsiniz. Doğal bir ortamda özgürce tatil yapabilmek için eşsiz bir yer.

Vadinin iç kesimlerinde ormanlık alanda yaşayan, başta kaplan kelebeği olmak üzere çok sayıda kelebek türü konaklamaktadır.



Kelebek Vadisi’ nin dillerde dolaşan bir de efsanesi var: Bir zamanlar Vadi’de tek başına yaşayan Despina isimli bir Rum kadını varmış. Despina 20 yaşındayken, korsan gemilerinin gizlendiği bir yer olan Vadi’de, genç bir denizciye aşık olmuş, geri geleceğini vaat ederek denize açılan genç denizci, bir daha geri dönmemiş ve Despina ömrünün sonuna kadar hep onu beklemiş. 120 yaşında ölen Despina’nın öldükten sonra cesedi bulunamamış ve Despina’nın ruhu, yaşlılara göre hala burada dolaşmaktaymış…

Biraz yüzdükten sonra karnımız epeyce açıktı… Gurmelerimiz Aylin ve Sevim’in yoğun araştırmaları ve lezzet testleri sonucunda, vadi restoranından aldığımız domates soslu makarna ile kaybettiğimiz enerjimizi geri kazandık. Vadinin derinlerindeki şelaleye kadar bir yürüyüş yaptıktan sonra, biraz dinlenip tekrar teknemize binerek vadiden ayrıldık.

Dönüş yolunda tekne ile oldukça heyecanlı anlar yaşadık, ölüdeniz kıyılarına yaklaştığımızda başlayan bir fırtına bizi oldukça heyecanlandırdı. Bizler biraz huzursuz oluyorduk fakat kaptanımız kendinden oldukça emindi , usta manevralar ve soğukkanlılıkla sorunsuzca sahile yaklaştık ve yolcuları indirmeyi başardık.

Aracımızın şoförü Ercan Bey yine arabasını yıkamış bizi bekliyordu indiğimiz yerde .

Artık rotamız gece konaklayacağımız Yel Holiday Resort Otel’di. Ovacıkta bulunan bu güzel otele yerleştikten sonra, açık büfe akşam yemeğimiz için restorana indik. Maalesef hiçbirimizde ne rejim ne diyet kalmamıştı…

Yemek sonrası havuz başı barda biraz sohbet ettikten sonra. Bazılarımız yatıp dinlenmeyi tercih ederken bizimde başı çektiğimiz bir grup ta Hisarcık’ta eğlenmeye devam etmeyi seçti ve kendimizi bir diskoda buluverdik .

Ertesi sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra 09:00’da artık rotamız Kayaköy’dü…

KAYAKÖY

Kayaköy bir zamanların Rum köyü. Ne yazık ki günümüzde tamamen terk edilmiş hatta harabeye dönmüş ölü bir köy olmuş.

Kaya Köyü’nün günümüzdeki popülaritesi, antik dönem kalıntılarından öte, Türk Kurtuluş Savaşı’ndan sonra mübadele sonucu terk edilen bir Rum köyü olmasından kaynaklanıyor. Burada yüzyıllar boyu Rumlar ve Türkler birlikte yaşamışlardır. Türkler tarım ve hayvancılıkla geçimlerini sürdürürken, Rumlar ise zanaat ve ticaretle uğraşarak yamaçlarda kurulu evlerde yaşamlarını sürdürmüşler.

Gezerken evlerin kapı ve pencerelerinin söküldüğünü, tavanların çöktüğünü görüyor ve duruma biraz üzülerek bazı Rum evleri, şapeller ve kiliseyi de gezdikten sonra yolumuza devam ediyoruz.

Rotamız artık Dalyan…

DALYAN – İZTUZU PLAJI

Aracımıza binip Dalyan’a vardıktan sonra öğle yemeğimizi burada yiyor ve bizi bekleyen teknemize biniyoruz. Rotamız bu kez sazlıklarla çevrili Dalyan kanalından geçerek İztuzu plajı. Yolda Fatih Bey’in güzel doğaçlamalarıyla mitolojik efsaneler dinliyor, keyfimize keyif katıyoruz.

Yarım saatlik bir kanal yolculuğundan sonra dünyaca ünlü Caretta caretta kaplumbağalarının yumurtalarını bırakmak için geldiği İztuzu Plajına varıyoruz.

Caretta caretta neslinin neredeyse sonu getirilmiş. Dalyanlıların çabalarıyla şu an İztuzu Plajı koruma altında. Dalyan halkı öylesine sahiplenmiş ki, 80’li yılların başında yapımına başlanan, Türk – Alman ortaklı bir otel, temelleri atıldıktan sonra halkın, bölgede yaşayan yabancıların ve Doğal Hayatı Koruma Derneğinin ve çabalarıyla bu inşaatın tamamlanması engellenmiş ve yıkılmış.

İztuzu plajının bir diğer özelliği de dünyada doğallığını koruyan ikinci plaj olması. Plajın bir tarafının tatlı su, diğer tarafının da Akdeniz olması ayrı bir güzellik katıyor.

5400 metre uzunluğunda olan plajda birkaç soyuna kabinin dışında başka bir yapılaşmaya izin verilmemiş. Ayrıca Caretta caretta yumurtalarına zarar vermemesi için sahile kedi, köpek gibi evcil hayvanların da sokulmadığını öğrendik.

Plajda biraz denize girip biraz da dinlendikten sonra tekrar teknemize binerek aracımıza geri döndük. Günün yorgunluğu üstümüze çökmeye başlamıştı ve rotamız artık evimiz, İzmir’imiz di…

Geride bıraktığımız iki günün sonunda, kazandığımız güzel dostlukların yanı sıra, ülkemizin doğal güzelliklerini gezmiş olmanın verdiği mutlulukla, İzmir’de uyanmak üzere tatlı bir rüyaya daldık…

Sevgiyle ve sağlıcakla kalın…



Bir önceki yazımız olan Çikolata Zamanı Kitap Özeti başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

HIZLI CEVAP YAZ

Yazıyla İlgili Fikirleriniz:

Cevap Yaz
DirilişYasal Uyarı
Site İsmi: Diriliş
Forum diriliş Diriliş | Diriliş Forumu
Sitemizde bulunan tüm yazılar, konular, içerikler yol gösterici nitelikte genel bilgi vermek amacıyla hazırlanmıştır.